02.22.07

Kamuoyuna Yansımaması İçin

Yazı kategorisi: DİĞER 6:54 am yapan antiburokrasi

vekil.gifBülent Arınç ile ilgili epey yazı yazdım, kendisi milletin parasını çarçur eden, TBMM personeli memura, milletvekillerine halkın aleyhine haksız yere çıkar sağlamayı huy haline getirmiş garip bir insan. Bir de haktan, adaletten bahsetmesi yok mu, insanı çileden çıkarıyor. Birbiriyle bağlantılı birkaç haber okudum ve ellerindeki devlet imkanlarını kendi çıkarları, cepleri, akrabaları, ahbapları için nasıl fütursuzca kullandıklarına, bu konuda uzman olmama rağmen bir kere daha dehşetle şahit oldum. Şu haber 2005 yılına ait, bakın Bülent Arınç güya vekillerin sağlık harcamasından şikayetleniyor, tarih 16 Haziran 2005 :

[…] Hatıra olarak saklıyorum, bir arkadaşımız alt-üst çenesini tamamen implant yaptırdığını söyleyince diş hekimleri isyan ettiler. 2 ayda bir gözlük değiştirenler, 30 kalemden 40 kutu ilaç yazdıranlar…

Olabilir, bunların hepsi her konuda mümkündür. Kontrol etmez üzerinde durmazsanız, bunlar toplanır, 72 milyondan aldıklarımızı 70 kişinin cebine koymuş oluruz, bu haksızlık, zulüm…

Gözleriniz yaşardı değil mi? Hayır, 32 dişine implant yaptıran vekilin çektiği acıya değil, Bülent Arınç’ın 72 milyonun hakkını savunmasına elbette.  Peki ne beklersiniz, orada bu şikayetleri yapıp ağlayan Bülent Arınç bu milletvekilinin iflahını kesmiş, “72 milyonun” hakkını 2 ayda bir gözlük değiştiren, yedi sülalsesinin ağzını implantla dolduranlardan almış, hepsinin adını ilan etmiştir, Allah razı olsun, değil mi? Boş hayal kurmayalım, ortada ne isimler, ne degeri alınan para var. Üstelik “ne indirecek, bindirdi” diyenin hesabı, aradan bir yıl geçiyor ve ilginç bir haberle karşılaşıyoruz.

1 Ocak 2007′den itibaren çalışanlar için diş protez yapımları bile sınırlandırılacakken, TBMM, milletvekillerinin ağız sağlığı için keseyi açtı. Milletvekilleri ve birinci derece yakınlarının faturası TBMM tarafından karşılanacak ‘vidalı diş sayısı’ arttı.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar Göksel’in implant tedavisi faturasının ödenmemesinin ardından TBMM Başkanlık Divanı, tedavi yönetmeliğinde değişikliğe gitti.

[…] AKP’li Hotar’ın implantlarının bedeli de yönetmeliğin öngördüğü koşullara uymadığı ve sınırları aştığı gerekçesiyle TBMM tarafından faturası ödenmemişti. Konuyla ilgili yakınmalar üzerine TBMM Başkanlık Divanı toplanarak, yönetmeliği değiştirdi. 21′inci maddedeki sınırlamalar kaldırıldı ve her çene için altı implant yapılabilmesine olanak sağlandı. Yönetmelik yürürlüğe girmesi için Başbakanlığa gönderilirken, yayımlanıncaya kadar kamuoyuna yansımaması için de gizli tutuldu. Radikal, Hotar’ın partideki sekreteryasına görüşme isteğini iletti, sonuç alamadı.

[…]Yönetmelik değişikliğiyle milletvekillerinin diş tedavilerinde yeni olanaklar sağlanırken, Maliye Bakanlığı’nın 2006 Bütçe Uygulama Talimatı’yla çalışanların tedavi hakkı kısıldıkça kısıldı. Maliye’nin talimatına göre, bu yıl üç öğretim üyesinin raporunu alarak implant tedavi görmek zorunda olduğunu kanıtlayan çalışanlara, bunun için 90-120 YTL ödeme yapılacak. 2007 yılı başında yürürlüğe girecek Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’ndaysa implant bedelleri tümüyle kapsam dışı bırakıldı.

İktidar partisi milletvekili Nükhet Hotar tanesi 1500 dolardan şu kadar diş bedelim nasıl ödenmez diye yaygara yapınca derhal TBMM başkanlık divanı (geçen yıl ağlayan Bülent Arınç’dan habersiz değil herhalde) hemen yönetmeliği hazırlayıp kamuoyuna fark ettirmeden kadının gönlünü yapıvermiş. Hotar’ın ve birinci derece 8-10 akrabasının vidalı diş parasını herhalde TBMM başkanlık divanı cepten ödeyecek öyle ya.

72 Milyon için karahaber ise bugün Milliyet tarafından TBMM memurlarına “müjde” başlığıyla geldi. Milliyetteki habere göre bu kıyaktan milletvekillerinin sülaleleri yanında meclisin memur takımı da istifade edecekmiş. Bakın “müjdenin” içinde neler var:

Meclis personeline implant diş müjdesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı, milletvekiline tanıdığı altı implant diş yapımı hakkının yarısını kendi memuru ve ailesine de tanıdı. TBMM personeli, tanesi 1500 doları bulan implant dişleri ücretsiz olarak Meclis Baştabipliği’nde yaptırabilecek.

[…] Diğer düzenlemeler şöyle:

İşitme cihazı için rapor değil kulak-burun-boğaz uzmanının reçetesi yeterli olacak. İşitme cihazı için milletvekiline 1500, personele 1000 Yeni Türk Lirası ödeniyor.

Milletvekili ve Meclis personeli artık, diş tedavisi hariç, diğer muayene ve tedavilerinde öğretim üyesi farkını ödemeyecek.

Milletvekili ve yakınlarına, acil müdahale gerektiren durumlarda tanınmış olan ambulans ücretinin ödenmesi kapsamına “yatağa bağımlı hastalar” da dahil edildi.

Sadece ilgili dal uzmanının yazabileceği ilaçlar, TBMM Baştabipliği’ndeki bir doktor tarafından da reçete edilebilecek. Böylece Türkiye Büyük Millet Meclisi, raporlu ilacın reçete yazımı için dahi özel hastaneye 70 Yeni Türk Lirası ödemekten kurtulacak.

Kamuoyuna yansımasından korkmayın sevgili başkanlık divanı üyeleri, bu millet sırtına semer vurulmasına alışıktır, hatta “keşke imkanım olsa biraz da ben yesem” diyeni boldur, yaptığınızı hiç kimse yadırgamaz. 

Tevfik Fikret’in arsız ve hırsızlar için yazdığı şiiriyle bitireyim. Başta Bülent Arınç, iktidar ve muhalefet partisi milletvekillerine ithaf edelim.  

Han-ı Yağma

Bu sofracık, efendiler – ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor – bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtiıamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikret

01.05.07

E-devlet

Yazı kategorisi: DİĞER 11:56 pm yapan antiburokrasi

Haber şöyle:

Güncelliğini yitiren ve işlevini tamamlayan genelgeler, bugünden itibaren yürürlükten kaldırılacak. Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, 1960 yılından bu yana yayımlanan bin 220 genelgenin yürürlükten kalkacağını, 429 genelgenin ise yürürlükte kalacağını söyledi.

Yapılan çalışmada mevzuatın düzenlendiğini ve sadeleştirildiğini belirten Dinçer, yaklaşık 2.5 yıl süren çalışmayı 4 ayrı ekibin tamamladığını ifade etti.
 
İptal edilecek bazı genelgeler, konularıyla dikkat çekiyor. 1960 tarihli ve dönemin Başbakanlık Müsteşarı Alparslan Türkeş imzalı bir genelgede, makam aracı şoförlerinin ”zararlı dedikodu yaptıkları” belirtiliyor ve bu şoförlerin değiştirilmesi talep ediliyor.
 
Yine Türkeş imzalı bir başka genelgede, ”devlet dairelerinde çalışan kadın memurelerin mesai saatleri içerisinde örgü ördüklerinin tespit edildiği” vurgulanıyor. Genelgede, bu memurların ”fuzuli olduğu ve gereken tasarrufun yapılması” hükmü yer alıyor.
 
1982 tarihli bir genelgede, nöbetçi memurların bazılarının bina girişi önüne masa ve sandalye koymak suretiyle gömlekle, atletle ve ayakları çıplak bir şekilde oturdukları belirtiliyor, bunun önüne geçmek için tedbirler sıralanıyor.
 
Bir başka genelgede de, kamu kurum ve kuruluşlarındaki meşrubat satıcılarının kılık kıyafetlerinin düzeltilmesi isteniyor.

Kanaatimce, bu 1200 genelgenin yürürlükten kalkması e-devlet denen şeyle alakalı. Malum, artık memurumuz dedikodu yapmak, örgü örmek yerine chat yapıyor.

Not: Haberi akşam okuduğumda 1200 genelgeden bahsediyordu, şu an ise 1085 genelgenin yürürlükten kalktığından bahsediliyor. Demek ki bir kısım memurumuz bilgi toplumuna hala ayak uyduramamış.

11.24.06

“Tasarruf yaparak 35 milyon YTL’ye düşürdüklerini”

Yazı kategorisi: SİYASET 12:24 pm yapan antiburokrasi

meclis.jpgBülent Bey haberdar etti, TBMM bütçesi ile ilgili ilginç bilgiler aldık, bakın bakalım siz ne diyeceksiniz?

Milletvekili maaşları, TBMM’nin bütçesinin yüzde 21′ini, personel maaşları ise yüzde 40′ını kapsadı.

Milletvekillerinin tedavi gideri olarak 2005′te 5 milyon 948 bin YTL; personel tedavi gideri olarak 11 milyon 239 bin YTL; eski milletvekili, dul ve yetimlerin tedavi gideri olarak da 35 milyon 858 bin YTL harcandı. 53 milyon 035 YTL tutan toplam tedavi giderleri Meclis bütçesinin yüzde 20’sini oluşturdu.

2005′teki giderlerden milletvekili yolluk ödemeleri olarak 2 milyon 89,7 bin YTL, personel yolluk ödemeleri olarak ise 553 bin YTL harcandı.

2005′te, kırtasiye, baskı-yayın giderleri 1 milyon 172 bin YTL, su alımları 2 milyon 434 bin YTL, yakacak alımları 2 milyon 624 bin YTL, akaryakıt ve yağ alımları 1 milyon 501 bin YTL, elektrik alımları 2 milyon 229 bin YTL, haberleşme giderleri 6 milyon 924 bin YTL, temsil ve tanıtma giderleri 2 milyon 178 bin YTL, makine teçhizat alımı ve gayrimenkul onarımı giderleri 16 milyon 686 bin YTL, diğer giderler de 5 milyon 977 bin YTL olarak gerçekleşti.
Milletvekillerinin soru ve eleştirilerini yanıtlayan Rauf Bozkurt, Meclis hesaplarını inceleme yetkisinin, yapılacak kanun değişikliğiyle TBMM Başkanlık Divanına bırakılacağını ve bu nedenle de muhtemelen bu toplantının, yapılacak son toplantı olacağını söyledi.

[...]

TBMM’nin Milli Saraylar da dahil toplam kadro sayısının 5 bin 189 olduğunu belirten Bozkurt, bunun 4 bin 765′inin dolu olduğunu söyledi.

Bozkurt’un verdiği bilgiye göre, TBMM Kampüsünde, kadrolu, sözleşmeli, danışman ve geçici olmak üzere toplam 3 bin 931 kadro bulunuyor. Bunun 3 bin 661′i dolu, 270′i ise boş.

TBMM’de 2 bin 5 kadrolu personel görev yapıyor. Mecliste, 4-C olarak adlandırılan 524 geçici personel, 4-B olarak adlandırılan 72 sözleşmeli personel çalışıyor. 1024 kadronun bulunduğu Milli Saraylar’da ise 948 personel çalışıyor. Bozkurt, 4-C personelinin sigortalı olduğunu, ancak Meclis Baştabipliğinden yararlanamadığını anımsattı.

Ben ne mi diyorum? Habere yorum yapan bir arkadaş “geçmiş olsun, ama onlara değil bizlere” demiş. Önce ona katılıyor ardından Milli Saraylar Dairesindeki boş kadro için nereye başvuracağım diyorum.

Private: Valiler Mercedes Seviyor…

Yazı kategorisi: MÜLKİ İDARE 12:05 pm yapan antiburokrasi

vali.jpgBen de seviyorum ama tek farkım sevdiğim halde binemiyorum. Haber 7 sitesi bir araştırma sonuçlarını vermiş, Valiler en çok Mercedes seviyormuş. Benim araştırma proje önerim ise şu: “Valiler Ne İşe Yarar” yahut “Halk Valiyi Sever mi, punduna getirebilse döver mi?”

HABER 7

Şampiyon Trabzon ve Sivas valileri 6′şar makam aracıyla İstanbul’u bile solladı. Fakir il Ardahan’da bile 4 araç var. Ovası ve düzlüğüyle ünlü Konya’da vali, en pahalı ciplerden Land Cruiser’e sahip… Bazı valiler ise örnek davranışlar sergiledi. Antalya Valisi aracını MOBESE’ye verdi, K.Maraş Valisi servis aracı kullanıyor. Çorum Valisi araç yerine okula harcadı.

Valilerin makam araçlarıyla ilgili detaylı çalışma çarpıcı bir gerçeği ortaya çıkardı: Valiler Mercedes seviyor.’ Valiliklerin çoğunda makam aracı olarak en az bir Mercedes bulunurken, yine büyük bir kısmında araziye çıktıklarında rahatlık sağlayan cip de kullanılıyor. 81 valilikte çoğunluğu Mercedes ve cip olmak üzere toplam 212 makam otosu bulunuyor. Türkiye’nin önde gelen illerinden İzmir’de 2, Antalya’da tek bir makam aracı olmasına rağmen, Trabzon ve Sivas’ta 6, Samsun ve Aydın’da 5, Ardahan’da ise 4 makam aracı var

Ha, unutmadan. Trabzon Valisi de kendisini savunup konuyu ısıtıp gündeme getirenleri fırçalamış:

“Benim bindiğim arabayı 1.5 yıl önce aldık. 6 tane makam aracı yok bizde. 7. yolda falan deniliyor. Yani bizim araca binmemiz niye söz konusu ediliyor anlamış değilim. Türkiye’nin 81 ili var. Isıtılıp ısıtılıp konunun gündeme getirilmesi hoş değil. Bizim şu an randımanlı çalışan Mercedes marka bir makam aracımız var. Bir de Volvo aracımız var. Bu memleketin bakanı var, her hafta geliyor. Üst düzeyde misafirlerimiz geliyor, görevliler geliyor. Onlara araç tahsis etme durumunda eski demode olmuş araç tahsis edilebilir mi?

Bence de edilmez. Üst düzey misafirin kıçı demode araba koltuğuna değemez. Üstelik bir valinin araba alması niye söz konusu edilir, sanki parayı vatandaş veriyormuş gibi. Bu kadar da devlet yıpratılmaz ki, adam (aman yanlış anlamayın haa) gecesini gündüzüne katıp “vilayeti” yönetiyor. Valinin arabasına göz dikmeyin, çalışın sizin de olsun. Ben size “adam” olamazsınız demedim, vali olamazsınız dedim. Öyle değildi ama uydurun siz artık.

10.06.06

TRT binası uzaydan görülür mü?

Yazı kategorisi: TRT-RTÜK 12:47 pm yapan antiburokrasi

Bu haberi okuduktan sonra sorunun cevabını daha çok merak ediyor insan… TRT’nin yeni seçilecek genel müdüründen rica edelim de ilk iş olarak bu konuyla ilgilensin.

Eğer TRT binası “uzaydan görülecek büyüklükte” değilse, faturalarımızdan gerekli kesintinin yapılması için her türlü girişimde bulunalım.

TRT’nin web sayfasını gezen Superpoligon şaşırtıcı bir gerçekle karşılaştı. Özel kanallarda en fazla 10 kişinin yapacağı işler için TRT’de ‘Daire Başkanlığı’ adı altında bir yığın kadrolar açılmıştı. ‘Batan geminin malları bunlar, seç seçebildiğin kadar!’
 
TRT BAŞKANLIKLARI
 
Genel Müdür Yardımcıları
Yayın Program Yardımcısı
İdari Yardımcısı
Teknik Yardımcısı
Mali Yardımcısı
Ana Hizmet Birimleri
Haber Dairesi Başkanlığı
Televizyon Dairesi Başkanlığı
Radyo Dairesi Başkanlığı
Müzik Dairesi Başkanlığı
Dış Yayınlar Dairesi Başkanlığı
YPKD Dairesi Başkanlığı
Stüdyolar Dairesi Başkanlığı
Vericiler Dairesi Başkanlığı
Yayın Arşivleri Dairesi Başkanlığı
Danışma ve Denetim Birimleri
Hukuk Müşavirliği
APK Dairesi Başkanlığı
Teftiş Kurulu Başkanlığı
Yayın Denetleme Kurulu Başkanlığı
Yardımcı Hizmet Birimleri
Genel Sekreterlik
Savunma Sekreterliği
Personel Dairesi Başkanlığı
Eğitim Dairesi Başkanlığı
Sosyal İşler ve İç Hizmetler Dairesi Başkanlığı
Hasılat Dairesi Başkanlığı
Reklam Dairesi Başkanlığı
Muhasebe ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı
Alım İkmal Dairesi Başkanlığı
Yapı İşleri Dairesi Başkanlığı
Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı
ARİM Dairesi Başkanlığı
TPK Dairesi Başkanlığı
Taşra Teşkilatı
Ankara Televizyonu Müdürlüğü
Ankara Radyosu Müdürlüğü
Ank Bölge Vericiler Müdürlüğü
İstanbul Bölge Müdürlüğü
İstanbul Televizyon Müdürlüğü
İzmir Bölge Müdürlüğü
Antalya Bölge Müdürlüğü
Çukurova Bölge Müdürlüğü
Diyarbakır Bölge Müdürlüğü
Erzurum Bölge Müdürlüğü
Trabzon Bölge Müdürlüğü

Bu arada tüm bunların dışında ”şube müdürlükleri” de var.  Onların arasında en “ünlüsü” ise tabii ki Tabldot İşleri Şube Müdürlüğü.

10.02.06

Tıp Fakültelerindeki Duruma Dair Bir Yazı

Yazı kategorisi: DİĞER 10:01 am yapan antiburokrasi

Haber1 Sitesi Yayın Yönetmeni Kazım Kılınç’ın Üniversite Tıp Fakültesi Profesörleri ile ilgili yazısı

Üniversitelerin kanını emen profesörler!

Gelişmiş, çağdaş bir ülke düşünün. Ve o ülkenin üniversitelerine bağlı tıp fakültesi hastanalerinde görev yapan profesörlerin çoğu, günde en fazla 3-4 saat çalışıyor ve öğlen yemeğinden hemen sonra tüyerek kendi kazhanelerine gidiyor. Üniversitedeki hastalarını ne yapıp edip kazhanelerinde yoluyor.

Bu mümkün mü?

Olur mu öyle saçmalık?

Evet, bir Batılı’ya sorarsanız alacağınız cevap budur. Ama Türkiye’de bu saçmalık, bu kan emicilik yıllardır artarak devam ediyor.

Maalesef bu kan emiciliğe dayalı sistem, hergün biraz daha artarak devam ediyor. Bugün üniversitelerimizdeki tıp fakültesi hastanelerinde tablo şöyle… Profesörler, ameliyat hariç genellikle hastanelere geç gidiyorlar. Hasta muayenelerini yapmak ise çaylak doktorlara, fakültenin son sınıf öğrencilerine düşüyor. Yani çok ciddi hastalar, önce deneyimsiz genç hekimlerin tezgahından geçiyor.

Gece nöbetleri deseniz yine aynı şey sözkonusu. Hastalar, stajyer doktorların oyuncağı oluyor.

Profesörler, ameliyatları varsa, onlara giriyor. Sonra ne mi yapıyorlar? Öğlen oldu mu bu profesörlerin büyük bir kısmı, bir an önce tüymenin yolunu arıyor ve tüyüyor da.

Nereye?

Ya kazhanelerine, yani muayenehanelerine ya da özel hastanelere…

Peki buraya kimler geliyor?

Kimler olacak? Genellikle üniversite hastanesine giden, fakat bu profesörlere bir türlü ulaşıp da muayene olamayan hastalar. Hastaneye giden zavallılara, “Eğer doğru dürüst muayene olmak, ameliyatını doğru dürüst yaptırmak istiyorsan filanca hocanın muayenehanesine git” deniliyor. Onlar da, falanca paragöz, kan emici profesörün yolunu tutuyor. 200-250 YTL civarındaki muayene parasını ödedikten sonra doğru dürüst muayene olabiliyor.

Bugün üniversite hastanelerinde sistem böyle çalıştığı için, Allah korusun öğleden sonra ya da daha beteri akşam hastalanıp da buralara gitmek zorunda kalırsanız yandınız. Sizinle ilgilenecek doğru dürüst bir uzman bulamazsınız.

Peki böyle bir şeye adam gibi özel hastanelerde rastlayabilir misiniz?

Mümkün müdür böyle bir şey? Özel hastane patronu, bunu yapan profesörü kazığa oturtur.

Özetle burada iki sakatlık var.

Birincisi, profesörlerin büyük bölümü devletin üniversitelerinden besleniyor, oradan maaş alıyor, döner sermayeden ek para alıyor, oranın imkanlarını kullanıyor, ama oraya gelen hastaları ne yapıp edip kendi muayenehanesine yönlendiriyor. Böylece üniversite hastaneleri, büyük ölçüde işlevini yerine getiremez oluyor. Kan kaybediyor. Maddi kayba uğruyor. Devlet, bu işten büyük zarar görüyor. Vatandaşlar, adam gibi sağlık hizmetini alamıyor. Böyle olunca da üniversite hastaneleri, teknolojiyi yakından takip edemiyor, yatırım yapamıyor, pisliğe mahkum oluyor.

İkinci sakatlık şu. Tıp adamlığı, yani hekimlik çok kutsal bir meslek. Hayat kurtaran bir meslek. Ama bugünkü çarpık sistem sayesinde hekimler, birebir parayla iç içe geçen bir sistemin parçası olduğu için doktor-hasta ilişkileri de çok çarpık bir zeminde yürüyor. Paranın tadını alan doktor, müthiş bir kazanç hırsına kapılıyor. Bu sefer –bir de operatörse- gelen hastaları soyup soğana çevirmeyi düşünmeye başlıyor, tıp merkezleriyle para ilişkisine giriyor, ortak oluyor ya da gönderdiği hasta başına komisyon alıyor. Böyle olunca da gerekli gereksiz bir sürü filmler çekiliyor, tahliller yapılıyor. Yani hastalar tam anlamıyla “kaz” muamelesi görüyor. Bu bir kısır döngü haline geliyor. Profesörler, hergün ne kadar ameliyat yapsam o kadar kardır düşüncesiyle sabahtan akşama kadar kasaplar gibi kesip biçiyor, muayeneye gelen hastalara daha az zaman ayırıyor.

Evet, ne yazıkki bu çarpık sistem böyle çalışıyor. Özel hastane patronlarına kul-köle olan koca koca profesörler, üniversite hastanelerinde devleti sallamıyorlar, muayeneye gelen hastalara köpek muamelesi yapıyorlar.

Peki ne yapılmalı?

Bir defa yukarıda da belirttiğimiz gibi, hekimlik en zor, en kutsal mesleklerin başında geliyor. Bu yüzden hekimlere çok iyi maaş verilmeli, döner sermayeden yeterli almaları sağlanmalı. Ama hekimleri hastalarla para ilişkisine sokan bu çarpık sisteme mutlaka son verilmeli. Üniversitelerin söğüşlenmesine artık “dur” denilmeli.

O yüzden diyoruz ki, bu profesörler ya adam gibi üniversite hastanelerinde tam mesai yaparak ve doğrudan hastalarla muhatap olarak görev yapmalı. Ya da bunu istemeyen profesörler varsa, üniversite hastanesinden istifa ederek ya özel hastanelerde veya kendi muayenehanelerinde çalışmalı. Aksi takdirde üniversite hastaneleri öksüz kalmaya ve söğüşlenmeye devam edecek, kan emici profesörler haksız kazanç sağlamayı sürdürecek, hastalar ise doğru dürüst sağlık hizmeti alamayacak.

Şimdi buradan Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a sesleniyorum.

Lütfen bu kan emici sisteme son verin!

Üniversite hastanelerini tüccar doktorlardan kurtarın!

Not: Görevini layıkıyla yerine getiren, canla başla çalışan, hekimlik yeminine sadık kalan, araştırmacı, dürüst profesörleri, bilim adamlarını tenzih ediyorum.

09.18.06

En İyi Devlet mi Eğitir?

Yazı kategorisi: DİĞER 8:10 pm yapan antiburokrasi

Cumhurbaşkanımız bugün verdiği beyanatla bir kere daha dehşete düşmeme sebep oldu. Sözlerini Milliyet’ten aktarıyorum:”Sezer ne demişti? : Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yeni eğitim yılı nedeniyle yayımladığı mesajda tarikat uyarısı yapmış ve “gençleri dogmaya sürükleyen okul ve kurslar kapatılsın” demişti.

Sezer mesajında şu ifadeleri kullandı: “Eğitim kesinlikle devlet denetiminde ve gözetiminde, Atatürkçü düşünceden ve laiklik temelinden ödün verilmeden yürütülmeli. Bu bağlamda, dogmalarla ve boş inançlarla çocukları ve gençleri etkileme amacı güden okulların ve kursların varlıklarını sürdürmeleri engellenmeli, ders kitaplarının seçiminde özenli olunmalı. Ders kitaplarının ve öğrencilere önerilen kaynak yayınların uygunluğu yetkin kişi ve kurumlarca belirlenmeli”

Yazının devamını oku »

09.16.06

Yeni Memurun Önsözü

Yazı kategorisi: DİĞER 3:49 pm yapan antiburokrasi

Şimdi.. her şeyden evvel şunu belirteyim… Demokrasi, demokras tamam.. Ama nereye kadar!? Öyle her isteyen, her ağzın olan konuşursa bu iş nereye varır!

Şahsen büyüklerim tarafından atandığım yöneticilik görevini bilhakkın ifa edebilmek için anarşist eğilimli bir takım  yazıları tırpanlayacağımı…

Bir dakka ya.. Blogun adı “Anti-bürokrasiymiş”. “Antisi” ne ola ki? Yahu beni gene ne işlere bulaştırdınız?.. Antik-mantik işler bunlar! Reca ederim beni poltikaya bulaştırmayınız!

İnşallah yanlış bi şey yazmadık sonra  amirlerimden fırça yimek de var… Neyise.. Hayırlı ve uğurlu osssun!

09.01.06

Kamu görevlisi ‘ihmal’e gelmez!

Yazı kategorisi: DİĞER 3:06 pm yapan antiburokrasi

Olayı biliyorsunuz: “Ankara’nın Gölbaşı ilçesi yakınlarında karayolu inşaatı nedeniyle tek şeride düşürülen yolda açılan 6 metrelik çukur, 3′ü çocuk 7 kişiye mezar oldu. Otomobil ve içindekiler düştükleri çukurda 10 saat boyunca hiç kimse tarafından fark edilmezken, kazada Karayolları’nın gerekli uyarı levhalarını koymamasının etkili olduğu öne sürüldü.” (Milliyet, 28 Ağustos)

En azından bir yetkilinin çıkıp, olanlara açıklık getirmesini beklerken; en azından sorumlulara hesap sorabilecek bir mekanizmanın çalışmasını beklerken; ortada ölen insanlar, yok olan bir aile olduğuna göre en azından bir ses beklerken olana bakın:

Yedi kişinin ölümüyle sonuçlanan trafik kazasında, bilirkişi sürücüyü “tam suçlu” bulmuş.

Yani karayoluna dev bir çukur kazıp, onu öylece orada bırakanların, gerekli ve yeterli güvenlik önlemlerini almayanların hiç suçu yokmuş!

“Tersi olsaydı şaşardım zaten” diyor Mehmet Y. Yılmaz ve çok önemli tespitler yapıyor:

Türkiye’de eğer bir kamu görevlisinin ihmali nedeniyle kaza geçirirseniz ya da bir kamu aracının da karıştığı bir kazanın tarafıysanız zaten asla “haklı” çıkamazsınız.

Bu rapordan sonra mahkemenin nasıl bir karar vereceğini de bilebilmek zor değil.

Ölen öldüğüyle, görevini yapmayan yapmadığıyla kalacak.

Ve bu nedenle hiçbir kamu görevlisi vicdan azabı duymayacak, akşam evine gittiğinde çocuklarıyla birlikte huzur içinde oturup televizyon seyretmeye devam edecek.

08.24.06

Sayın Valim

Yazı kategorisi: MÜLKİ İDARE 1:08 pm yapan antiburokrasi

vali.jpgBugün birkaç Vali haberi hatırlayalım. 4-5 lüks makam arabası, yazlık kışlık bedava konutlar, sınırsız ve sorumsuz yetkilerle donanmış, hiçbir harcaması omayan, seçimle gelmediği için kimseye hesap vermek zorunda olmayan, Allahtan başkasının gücü yetmeyen bu kesimden iki haber var paylaşayım. Biri Ertuğ Yaşar’ın makam arabası benzinine ilişkin yazısı:

Ordu ilimizin valisi önce memleketi olan Kahramanmaraş’a; oradan da tatil için Bodrum’a gitmiş. Gidiş geliş toplam 3.150 kilometre yol yapıldığı hesaplanıyor. Yani Ordu Valimizin bu gezisi biz vergi verenlere aşağı yukarı (sadece benzin parası olarak) 1.000 YTLye mal olmuş. VATAN Gazetesi soruyor: Valimizin tatile makam aracı ile çıkması doğru mudur ? Eğer makam aracı (ve şoförü, koruması) ile gitmesi doğru ise, benzin masrafını kendisi vermesi gerekmez mi ?
Devamı: Vali Cebinden mi Ödesin?.

İkinci habere göre sayın Burdur Valisi önce bir köylüyü yumruklamaya çalışmış, çevredekilerce zaptedildikten ve siniri geçtikten sonra köylünün gönlünü almış(!).

Burdur Valisi Rasih Özbek, Ağlasun Kaymakamlığı’na dut ağacının kesilmesiyle ilgili şikayetini iletmek için gelen 68 yaşındaki köylü Recep Yıldız’ın sert ifadelerine sinirlendi.

Bir anda öfkeye kapılan Vali Özbek’in köylüye yumruk atmasını, yanındaki eşi Zehra Özbek önledi. Bir süre sonra öfkesi yatışan Vali Özbek, üzerine yürüdüğü köylü Yıldız’a hediye verdi.Devamı: Vali köylüye fena sinirlendi

İlginç bir not, adı geçen vali bir de eğitim seferberliği yapmış, ilkokullarda “Ali topu at” emir cümlesi yerine “Ali topu atar mısın” rica cümlesinin de öğretilmesini savunmuş vs. Buyrun buradan yakın:Hece kitabında rica değişikliği

Sonraki sayfa