09.18.06

En İyi Devlet mi Eğitir?

Yazı kategorisi: DİĞER 8:10 pm yazan: antiburokrasi

Cumhurbaşkanımız bugün verdiği beyanatla bir kere daha dehşete düşmeme sebep oldu. Sözlerini Milliyet’ten aktarıyorum:”Sezer ne demişti? : Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yeni eğitim yılı nedeniyle yayımladığı mesajda tarikat uyarısı yapmış ve “gençleri dogmaya sürükleyen okul ve kurslar kapatılsın” demişti.

Sezer mesajında şu ifadeleri kullandı: “Eğitim kesinlikle devlet denetiminde ve gözetiminde, Atatürkçü düşünceden ve laiklik temelinden ödün verilmeden yürütülmeli. Bu bağlamda, dogmalarla ve boş inançlarla çocukları ve gençleri etkileme amacı güden okulların ve kursların varlıklarını sürdürmeleri engellenmeli, ders kitaplarının seçiminde özenli olunmalı. Ders kitaplarının ve öğrencilere önerilen kaynak yayınların uygunluğu yetkin kişi ve kurumlarca belirlenmeli”

“Eğitim”.. Yani bir insanın topluma uyum sağlaması, “başarılı” davranış kodları edinmesini sağlamak üzere onda alışkanlıklar yaratma süreci… Eski adıyla “terbiye”.
Artık “tahsil” veya “öğrenim” kelimeleri, hem çok sevip saydığım hem de kıyasıya karşı olduğum Alatlı’nın keşfi olan o amansız hastalık afaziyle dağarcıklarımızdan silindi gitti.
Okulların işlevi artık bir şeyler “öğretmek” değil. Elbette davranışların, başkalarına zarar vermemek temelinde biçimlendirilmesinde tesirleri olacaktır ama bu “ideolojik” bir kaygıyla ilgisizdir, ilgisiz olmalıdır.
Eğitimin kesinlikle devlet denetiminde ve gözetiminde olmasıyla devlete tarafından yürütülmesi arasında doğrudan ilgi yoktur. Eğitimde meslek ahlâkına, hukuk kuralalrına göre denetim elbette yapılacaktır ama cümlenin bundan sonra gelen kısmı devletin ideolojik bir dayatmanın yürütücüsü olması gerektiğini söylüyor ki inanılmaz derecede jakoben bir söylem.
“Dogmalarla ve boş inançlarla gençleri etkilemek “ o kadar havada bir tabir ki bu cümle doğrudan doğruya dinin günlük hayattan devlet zoruyla sökülüp atılması “temennisinin” bildirilmesinden ibaret. Zira din zaten bir inanç sahası olarak “dogmatiktir”. Dinin günlük hayata dair içtihatları bile temelde belli, sorgulanamaz itikadî esaslara dayanır.
Akla gelen sorulardan biri de şu: “Doğruyu devletinen iyi bileceğinin garantisi nedir? Devlet bir tanrı gibi bütün insanî-sosyal olayların üzerinde ve bunlara egemen bir güç müdür? Daha da önemlisi bunları plânlayabilecek ve yeniden kurabilecek kudreti hazi midir? Eğer değilse eğitimi zorla kendi inhisarınaalmasının haklılığı nerededir?”
Meselâ cumhurbaşkanının bu cümlesi, ramazan ayı boyunca oruç tutmanın farz olduğunun söylenmesinin yasaklanmasını gerektirir, çünkü bu farzın “bilimle” ispatlanabilir bir önerme olmadığı kesindir. Bugün orucun farz olduğunun Müslüman çocuklarına öğretilmesinin “boş inanaçların aşılanması” olarak görülmesinin, yarın oruç tutulmasının da kamusal alanda yasaklanmasını getirmeyeceğini kim iddia edebilir?
Öbür yandan “boş inanç” tabiri kime göre telâffuz edilmiştir? Materyalist-ateist bir bilim adamı için ramazan orucunun farziyeti, Ramazan ayı gibi kavramlar “boş inanç” olarak görülebilir fakat bu onun başkalarının, hayatlarını inandıkları değerlere göre yaşamasını engellemesine izin vermez. Zaten paragrafın sonunda ders kitaplaerınınseçiminde referans olarak verilen “yetkin” kişilerin kimler olacağı da bu açıdan belirsiz. Dine inanan bir “yetkin” bulunamaz mı? Ama paragraf zımnen din dışı “yetkinlerin” vergi mükelleflerinin çocuklaırnın zihni gelişimini yönlendirmesi gerektiğini belli ediyor zaten.
Burada çok bariz bir Türkçe hatası var. “Yetkin”, bir konuda yeterli-kaabliyetli anlamına gelir. Cumhurbaşkanının burada kullanması gereken kelime yeni Türkçe ile “yetke” yani “otorite” olmalıydı. İyi de hangi otoriteler “doğru” seçimi bilirler?
İnsanların kendi çocuklarını nasıl “eğiteceklerine” zor yoluyla başkalarının karar vermesi herhangi bir hukuk karinesiyle bağdaşır mı?
Bir devletin bekası ideolojik olarak şartlanmış fertlerin itaatiyle mi yoksa haklarının korunduğu konusunda emniyet hissiyle dolu ve bundan dolayı beraber yaşamaktan mutlu bireylerin gönüllülüğüyle mi sağlanır?
Cumhurbaşkanının bu beyanı, bürokratik oligarşinin vatandaşların her türlü hakkının ve özgürlüğünün önünde olduğunun bir ispatıdır.
Türkiye gün geçtikçe siyasal iktidarların bürokrasi önünde silikleştiği , anlamsızlaştığı bir kukla demokrasi haline gelmektedir. Vatandaşa bürokrasinin doğrularının dayatılmasının kanıksandığı bir memlekette ahlâkın, üretimin ve özgürlüğün anlamları kendiliğinden ortadan kalkar.

Yorum Yapın