10.02.06
Tıp Fakültelerindeki Duruma Dair Bir Yazı
Haber1 Sitesi Yayın Yönetmeni Kazım Kılınç’ın Üniversite Tıp Fakültesi Profesörleri ile ilgili yazısı
Üniversitelerin kanını emen profesörler!
Gelişmiş, çağdaş bir ülke düşünün. Ve o ülkenin üniversitelerine bağlı tıp fakültesi hastanalerinde görev yapan profesörlerin çoğu, günde en fazla 3-4 saat çalışıyor ve öğlen yemeğinden hemen sonra tüyerek kendi kazhanelerine gidiyor. Üniversitedeki hastalarını ne yapıp edip kazhanelerinde yoluyor.
Bu mümkün mü?
Olur mu öyle saçmalık?
Evet, bir Batılı’ya sorarsanız alacağınız cevap budur. Ama Türkiye’de bu saçmalık, bu kan emicilik yıllardır artarak devam ediyor.
Maalesef bu kan emiciliğe dayalı sistem, hergün biraz daha artarak devam ediyor. Bugün üniversitelerimizdeki tıp fakültesi hastanelerinde tablo şöyle… Profesörler, ameliyat hariç genellikle hastanelere geç gidiyorlar. Hasta muayenelerini yapmak ise çaylak doktorlara, fakültenin son sınıf öğrencilerine düşüyor. Yani çok ciddi hastalar, önce deneyimsiz genç hekimlerin tezgahından geçiyor.
Gece nöbetleri deseniz yine aynı şey sözkonusu. Hastalar, stajyer doktorların oyuncağı oluyor.
Profesörler, ameliyatları varsa, onlara giriyor. Sonra ne mi yapıyorlar? Öğlen oldu mu bu profesörlerin büyük bir kısmı, bir an önce tüymenin yolunu arıyor ve tüyüyor da.
Nereye?
Ya kazhanelerine, yani muayenehanelerine ya da özel hastanelere…
Peki buraya kimler geliyor?
Kimler olacak? Genellikle üniversite hastanesine giden, fakat bu profesörlere bir türlü ulaşıp da muayene olamayan hastalar. Hastaneye giden zavallılara, “Eğer doğru dürüst muayene olmak, ameliyatını doğru dürüst yaptırmak istiyorsan filanca hocanın muayenehanesine git” deniliyor. Onlar da, falanca paragöz, kan emici profesörün yolunu tutuyor. 200-250 YTL civarındaki muayene parasını ödedikten sonra doğru dürüst muayene olabiliyor.
Bugün üniversite hastanelerinde sistem böyle çalıştığı için, Allah korusun öğleden sonra ya da daha beteri akşam hastalanıp da buralara gitmek zorunda kalırsanız yandınız. Sizinle ilgilenecek doğru dürüst bir uzman bulamazsınız.
Peki böyle bir şeye adam gibi özel hastanelerde rastlayabilir misiniz?
Mümkün müdür böyle bir şey? Özel hastane patronu, bunu yapan profesörü kazığa oturtur.
Özetle burada iki sakatlık var.
Birincisi, profesörlerin büyük bölümü devletin üniversitelerinden besleniyor, oradan maaş alıyor, döner sermayeden ek para alıyor, oranın imkanlarını kullanıyor, ama oraya gelen hastaları ne yapıp edip kendi muayenehanesine yönlendiriyor. Böylece üniversite hastaneleri, büyük ölçüde işlevini yerine getiremez oluyor. Kan kaybediyor. Maddi kayba uğruyor. Devlet, bu işten büyük zarar görüyor. Vatandaşlar, adam gibi sağlık hizmetini alamıyor. Böyle olunca da üniversite hastaneleri, teknolojiyi yakından takip edemiyor, yatırım yapamıyor, pisliğe mahkum oluyor.
İkinci sakatlık şu. Tıp adamlığı, yani hekimlik çok kutsal bir meslek. Hayat kurtaran bir meslek. Ama bugünkü çarpık sistem sayesinde hekimler, birebir parayla iç içe geçen bir sistemin parçası olduğu için doktor-hasta ilişkileri de çok çarpık bir zeminde yürüyor. Paranın tadını alan doktor, müthiş bir kazanç hırsına kapılıyor. Bu sefer –bir de operatörse- gelen hastaları soyup soğana çevirmeyi düşünmeye başlıyor, tıp merkezleriyle para ilişkisine giriyor, ortak oluyor ya da gönderdiği hasta başına komisyon alıyor. Böyle olunca da gerekli gereksiz bir sürü filmler çekiliyor, tahliller yapılıyor. Yani hastalar tam anlamıyla “kaz” muamelesi görüyor. Bu bir kısır döngü haline geliyor. Profesörler, hergün ne kadar ameliyat yapsam o kadar kardır düşüncesiyle sabahtan akşama kadar kasaplar gibi kesip biçiyor, muayeneye gelen hastalara daha az zaman ayırıyor.
Evet, ne yazıkki bu çarpık sistem böyle çalışıyor. Özel hastane patronlarına kul-köle olan koca koca profesörler, üniversite hastanelerinde devleti sallamıyorlar, muayeneye gelen hastalara köpek muamelesi yapıyorlar.
Peki ne yapılmalı?
Bir defa yukarıda da belirttiğimiz gibi, hekimlik en zor, en kutsal mesleklerin başında geliyor. Bu yüzden hekimlere çok iyi maaş verilmeli, döner sermayeden yeterli almaları sağlanmalı. Ama hekimleri hastalarla para ilişkisine sokan bu çarpık sisteme mutlaka son verilmeli. Üniversitelerin söğüşlenmesine artık “dur” denilmeli.
O yüzden diyoruz ki, bu profesörler ya adam gibi üniversite hastanelerinde tam mesai yaparak ve doğrudan hastalarla muhatap olarak görev yapmalı. Ya da bunu istemeyen profesörler varsa, üniversite hastanesinden istifa ederek ya özel hastanelerde veya kendi muayenehanelerinde çalışmalı. Aksi takdirde üniversite hastaneleri öksüz kalmaya ve söğüşlenmeye devam edecek, kan emici profesörler haksız kazanç sağlamayı sürdürecek, hastalar ise doğru dürüst sağlık hizmeti alamayacak.
Şimdi buradan Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a sesleniyorum.
Lütfen bu kan emici sisteme son verin!
Üniversite hastanelerini tüccar doktorlardan kurtarın!
Not: Görevini layıkıyla yerine getiren, canla başla çalışan, hekimlik yeminine sadık kalan, araştırmacı, dürüst profesörleri, bilim adamlarını tenzih ediyorum.
selami demiş,
Kasım 6, 2006 12:25 pm
ağzına sağlık kardeşim.teşekkürler….
memet faruk demiş,
Kasım 9, 2006 8:52 pm
Dünyanın tüm Yaratıcı, yetenekli ve üretken insanları birleşelim..!
Asalakları silkip atalım sırtımızdan..!
İki tip insan vardır:Yaratıcı ve Asalak
Yaratıcı,yetenekli ve üretici bir insan, dünyanın her yerinde, ekmeğini taşdan çıkarır. Bir marangoz, bir doktor veya herhangi meslek sahibi bir insan, dünyanın her yerinde üretebilir çünkü..Onların yaratıcı ve üretici eylemleri için silaha,savaşa değil, karanfile ve barışa iktiyaçları vardır..
Oysa asalaklar, yani haydut/bürokrat/hükümet yetkilisi/dolandırıcı ve hırsızlar; silahsız,kaba güçsüz ve savaşsız , hiçbirşey üretemezler..Bu yamyamlar, yaratıcıların ürettiği zenginlikleri/ürünleri, ancak silah güçleri ile gasp edebilirler çünkü…
Siz hiç, kabilesi dışın da, dünyanın her yerinde ” borusunu öttürebilen! ” bir haydut ya da bürokrat gördünüz mü..?
Kabile reisi/Mafya patronu/Devlet Yetkilileri; silahlı güçleri sayesinde, hakimiyetlerini sürdürebilirler ancak..Bu asalak vampirlerin, yaşamlarını sürdürebilmeleri için “Şehit Kanlarına” ihtiyaçları vardır çünkü..! İşte bu nedenle bireyi kendini fedaya zorlarlar..İşte bu nedenle bencilliği kötüleyip, bireyi ” Toplum/devlet/din/ideoloji..v.s..” için fedekarlık yapmassa ” Tu kaka..!” ilan ederler.Yaşayan bireyi değil de , şehit olarak öleni yüceltmelerinin tek nedeni de budur..Çünkü bunlar, yaşam düşmanı dinazorlardır..
Dünyanın ” böl/yönet” temelinde 40 parçaya – 40 millete – 40 ideolojiye, ayrılması: İşte bu kabile reisi,bürokrat ve haydutların işine gelmektedir.
Altan Yörük demiş,
Ocak 6, 2007 4:31 am
Ağzına sağlık Memet Faruk kardeşim. Ben de TRT’ye ilişkin yorumumda senin gibi düşündüğümü yazdım. Senin sloganın çok doğru. Bizim ideolojik saplantılarımız yok. (Komünist, Türk-İslam sentezcisi, Kemalist falan gibi) Çünkü Avustralya’da senin Türk-İslam sentezcisi olup olmadığına değil işini iyi yapıp yapmadığına bakılıyor. Bu akademisyen de olsan böyle, tuvalet temizlikçisi olsan da. Çin’de de senin komünist olduğuna aldırmıyorlar artık. Öyle ki Çin Komünist Partisi’ne kapitalistler bile katılabiliyor. Kemalizmi falan hepten geçiyorum. Çünkü gümrük kapılarını geçtikten sonra komik bir duruma düşersiniz benim inancım Kemalizm deseniz. Asalaklar kendilerine türlü çeşitli isimler, ideolojiler ve inançlar uyduruyorlar, çağdaş insanın kimliği ise üretimidir. Bu anlamda Aviator adlı filmi izlemenizi tavsiye ederim. Saygılarımla…